1. Merhaba Bora Jin, Türk okurların için biraz kendinden bahseder misin?
Merhaba sevgili Türk okurlar. Böyle bir röportaj aracılığıyla ilk kez sizlerle buluşmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Ben Güney Kore’nin önde gelen liman kenti Busan’dan yazar Bora Jin. Busan’ı ilham alan hayali bir şehirde geçen hikâyeyi anlatan Hafıza Bakımı, benim ilk romanım ve Türkiye’de yayımlanan ilk eserim.
2. Hafıza Bakımı’nın oluşum sürecinden biraz bahseder misin? Bu hikâyeyi geliştirme süreciniz nasıl ilerledi? İlham kaynağı neydi?
Bu hikâyeye ilham veren, vefat eden dedem, dedemin evi ve memleketim Busan oldu. Tıpkı romandaki Bom gibi, ben de dedemle çok yakındım. Sekiz yıl önce, kanser teşhisi konulup evde bakım altındayken bir gün tuhaf bir ricada bulundu. Gözlerini kapattıktan sonra yüzünün nasıl görüneceğini merak ettiğini ve fotoğrafını çekmemi söyledi. O gün, Hafıza Bakımı’nın hikâyesi başladı. O fotoğrafa bakarak “demek ki böyle görüneceğim” dedi ve ardından öldükten sonra da hatırlanmak istediğini söyledi. Roman, dedeme verdiğim bu sözü tutmak için yazıldı diyebilirim. Bu kişisel başlangıç zamanla büyüdü, bireysel hafızadan toplumsal hafızaya, oradan da kolektif belleğin kontrolüne dair sorulara dönüştü. Hikâye, çatışmalarla yıpranmış bir şehirde ‘hafıza yönetimi sistemi’nin devreye alınmasıyla gelişen olayları konu alıyor. Amaç, hafızayı olumlu şekilde düzenleyerek kalıcı bir barış ve mutluluk sağlamak gibi görünse de aslında bu sistem, toplumsal hoşnutsuzlukları bastırmak ve bireyleri iktidarın tahakkümü altına almak için kullanılıyor. Kişisel hatıraların dahi bir kontrol nesnesine dönüşebileceği yakın bir geleceği, hatta bugünü, gerçekçi bir şekilde anlatmak istedim.
3. Yazarken en çok etkilendiğiniz eserler veya yazarlar kimlerdir? Özellikle Hafıza Bakımı’nı yazarken esin kaynağı olan eserler var mıydı?
Beni en çok etkileyen eser, 18. yaş günümde babamın bana hediye ettiği Portekizli yazar José Saramago’nun Körlük romanıydı. O kitabı okuduktan sonra daha önce okuduğum tüm kitaplar bana sıradan gelmişti. Hafıza Bakımı ile başlayan ve Busan’ı merkez alan bir şehir üçlemesi yazma fikrim büyük olasılıkla Körlük’ten doğdu. Bu romanı yazarken doğrudan onu referans almadım ama bir şehri, onun insanlarını ve sistemini derinlemesine ele alış biçimi üzerimde kalıcı bir etki bıraktı.
4. Bir yazma ritüeliniz var mı?
Yeni bir fikir geldiğinde hemen telefonumdaki notlar uygulamasına yazarım. Sonra bunları yeniden birleştirerek bir hikâye taslağı oluştururum. Fikirler bir araya geldiğinde bir şeylerin filizlendiğini hissederim. O noktada, genellikle sevdiğim kafelerde vakit geçirerek karakterleri geliştirmeye ve hikâyenin iskeletini kurmaya başlarım.
5. Bilimkurgu ve distopya türüne yönelmenizin arkasındaki motivasyon nedir? Bu türler size ne gibi yaratıcı özgürlükler sunuyor?
Bilimkurgu ve distopya bana göre geleceği değil, bugünün henüz görülmemiş tarafalarını anlatan türler. Distopya denince akla genelde karamsar dünyalar gelir ama ben bu türün karanlığında umut kırıntıları aramayı seviyorum. Gerçekliğin sınırlarını aşmak ve bambaşka dünyalar kurmak bana büyük bir özgürlük hissi veriyor. Hafıza Bakımı’nda da şehir, bireylerin hafızası üzerinde tam yetkiye sahip. Bir zamanlar uzak bugünün gerçeği gibi karşımızda.
6. Kitapta yarattığınız distopik Busan, sizin kişisel anılarınızdan nasıl beslendi? Şehrin hangi yönlerini özellikle dönüştürmek veya korumak istediniz?
Busan’ın tarihi, bana göre umudun kırıntılarını taşıyor ve bu da distopya dünyasına mükemmel bir zemin hazırlıyor. Lise yıllarında, kütüphaneye giden otobüste şehrin gece manzarasını ilk gördüğüm anı hâlâ unutamam. O zaman anladım ki Busan’ın gerçek yüzü plajlar değil, dağların yamacına tutunarak yaşayan insanların hikâyelerinde saklı. Busan’daki “sanbokdoro” olarak bilinen dağ yolları, Kore’nin en karanlık dönemlerine tanıklık etmiş insanların izlerini taşıyor. 6.25 Savaşı’ndan kaçanların sığındığı şehir olan Busan, 1970’lerde de demokrasi mücadelesinin kalbi olmuştu. Bu nedenle romandaki sanbokdoro’yu doğrudan bugünkü haliyle yansıttım. Öte yandan “Sun City” adıyla yer alan yeni şehir ise Busan’ın Centum City ve Myeongji bölgelerinden ilham aldı.
7. İlk kitabınızla The New Korean Voice ödülünü kazandınız. Bu başarıya ulaşmak isteyen genç yazarlara nasıl öneriler verirsiniz?
Küçüklüğümden beri insanları etkileyen hikâyeler yazma hayalim vardı. Ama büyüdükçe bu hayali gerçek bir mesleğe dönüştürmenin zor olacağını düşündüm. Yedi yıl öncesine kadar ciddi bir şekilde yazı yarışmalarının kapısını çalmaya başlamamıştım. Utanç verici bir şekilde, her seferinde hikayeyi bitiremedim, bu yüzden göndermedim bile. O zamanlar, Kore’nin başkenti Seul’ün hikâyelerini ve duyarlılıklarını taklit eden bir şeyler yazma dürtüsüne sahiptim. Kendime ait bir ses bulamamıştım. Dedemin vefatı, bir dönüm noktası oldu. Başkalarını taklit etmeyi bırakıp sadece benim yazabileceğim hikâyeyi yazmaya karar verdim. Hafıza Bakımı böyle doğdu. Kalbinin sesini dinleyerek kendi anlatısını bulan herkesin güzel sonuçlar elde edeceğine inanıyorum.
8. Sizi siz yapan, asla unutmak istemeyeceğiniz anılarınız hangileri?
Yine dedemden bahsetmek zorundayım. Hayattayken, onunla göz göze gelip birkaç kelime paylaştığımız anlar benim için çok değerliydi. Bugün yaşadığım ev, bir zamanlar onun evidir. O evin odaları, yazar olmayı hayal edip yönünü kaybetmiş halime güvenli bir sığınaktı. “Ne yapıyorsun bu aralar? Derslerine iyi çalışıyorsun, değil mi?” diye sorardı. Ben de utanarak “Yani, ders değil ama bir şeyler hazırlıyorum derdim. O da yüzüme bakar ve şöyle derdi: “Ne olursa olsun, iyi hazırla ve en iyisini yap. Senin elinden gelir, çünkü sen akıllı bir kızsın.” Bana her şeye hazırlıklı olmamı ve ne yapmak istiyorsam onu yapmamı söylerdi. Büyükbabam hayatımda her şeyi yapabileceğime inanan ve beni kesinlikle destekleyen tek yetişkindi ve bu anı bugün hala içimde yaşıyor ve bana ilerleme gücü veriyor. Bu, kaç yaşıma gelirsem geleyim, belki de ölene kadar asla unutmayacağım bir şey.
9. Boş zamanlarınızda neler yaparsınız?
Busan’ın Jungang-dong semtindeki Mark adındaki küçük bir kafede, sahibinin özel demlediği filtre kahveyi içmeyi çok seviyorum. Oradaki tanıdıklarımla dünya hakkında konuşurken minik bir mutluluk hissediyorum, zihnimde yeni fikirler doğuyor, hiç aklımda olmayan hikâyeler şekilleniyor. Küçük kafelerde yeni fikirler filizleniyor ve beklenmedik hikâyeler bulduğumda dünya ellerimdeymiş gibi hissediyorum. Boş zamanım bile hikâyelerle bağlantılı.
10. Okurlarınız sizi bundan sonra nasıl bir eserlerle görecek? Biraz spoiler verebilir misiniz?
Başta Busan olmak üzere, doğum oranının düştüğü ve nüfusun yaşlandığı yakın gelecekteki Güney Kore’de geçen bir hikâyeyi kaleme alacağım. Bu kez varlık-yoksulluk dengesi üzerine ilginç bir tersine dönüşü ele alacağım. Uzmanlar tarafından nüfus kaybı nedeniyle yeryüzünden silinecek ilk ülke olacağı öngörülen Güney Kore’nin geleceğine biraz umutlu bir yaklaşım getirmek istedim.
11. Son olarak Türk okurların için bir mesajın var mı?
Gerçeğin ve yalanın birbirine karıştığı bu dünyada hafızamıza sahip çıkmak hiç kolay değil. Dünya o kadar hızlı değişiyor ki neyin doğru neyin yanlış olduğunu söylemek zor ve gerçekler çoğu zaman bir başkası tarafından paketleniyor. Her geçen gün daha da kutuplaşan ve parçalanan bir dünyada “ben” ve “biz” duygusunu korumak da zor. Böyle bir dünyada, her şeyi devlet ya da sistemin kontrolüne bırakmak istesek de hafızamızın kontrolü hâlâ bizim elimizde. Yüz çevirmek istediğimiz gerçekler ortaya çıktığında bile, anılarımızın kontrolünün hâlâ bizde ve hepimiz bunu seçme gücüne sahibiz. En azından bu mesajı verebilmek istedim. Hafıza Bakımı’nın çevrilip yayımlandığı ilk ülkenin Türkiye olması benim için çok özel ve anlamlı. Hikâyemi okuduğunuz için teşekkür ederim. Umarım akıllarda uzun süre kalan başka bir hikâyeyle tekrar buluşuruz.
