İçeriğe geç

#seninedebiyatın #omzumdakiikiarkadaş #hafızabakımı #yuzumevsimi

Satın Al!
Tüm Yollar Roma'ya Çıkarken Ben Bolonya'da Kayboldum

Tüm Yollar Roma'ya Çıkarken Ben Bolonya'da Kayboldum

Bolonya’nın eski şehrinin içinde birkaç adım attığımızda, aklıma hemen şu soru geldi: “Neden bu şehir bu kadar ‘underrated’ kalmış?” Ardından aklıma Floransa’da ya da Milano’da olduğu gibi kalabalık turist gruplarıyla beraber dolaşmak zorunda kaldığım zamanlar geldi ve popüler bir turistik şehir olmayan, lokal deneyimler sunan bu otantik şehre geldiğim için şükrettim.

İtalya’nın en zengin bölgelerinden biri olan Emilia Romagna bölgesinin başkenti Bolonya aynı zaman da İtalya’nın en kalabalık altıncı şehri. Uzun bir tarihî geçmişi olan Bolonya, dünyada güzelliğini günümüze kadar muhafaza edebilmiş en eşsiz ortaçağ şehirleri arasında gösteriliyor. Muazzam bir kültürü barındıran bu ikonik şehir üç farklı lakapla anılıyor: La Rossa (Kızıl), La Grassa (Obur) ve La Dotta (Bilge).

Bolonya’ya ‘Kızıl’ ismin neden konduğunu anlamak çok zor değil, Bu isim, şehrin kırmızı tuğlalı binalarından geliyor. Zaten şehrin neredeyse tamamı kızıl tonlarında, Bolonya’nın kendine özgü kızıl renk paleti gözünüzü alırken, benzersiz portikoları (kemerli sütunlu koridorlar) sizi kendine âşık ettiriyor. Şehrin en karakteristik özelliği olan portikoların toplam uzunluğu 45 km. Kış aylarındaki yoğun yağışlardan dolayı yapılmış potirkolar yaz aylarında da güneşten korunmamızı sağlıyor.

Tarihî portikoların altında saatlerce yürüyüp kaybolmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında şehirde birçok ikonik mimari eser bulunurken Bolonya’nın eşsiz ikiz kulelerini de anmak gerek. Zamanında İtalya’da asil aileler birbirlerine gösteriş yapmak için yüksek kule yapma yarışına girmişler. Bu zengin aileler sosyal statülerini göstermek amacıyla Ortaçağ’da Bolonya’ya 120 kule dikmiş, günümüzdeyse 97 metre uzunluğunda ikonik yamuk iki kuleyi görebiliyoruz. Kuleleri gördüğünüz anda ortaçağ deneyimimiz nirvanaya ulaşıyor. Bu kulelerin karşısında kendimizi bir Assassin’s Creed karakteri sanıp kulelere tırmanmak isterken bulabiliyoruz. Kızıl isminin bir diğer sebebiyse, şehri 20. yüzyıldaki sol görüşlü politik atmosferinden geliyor. Bologna, uzun yıllar boyunca ve solcu hareketlerle özdeşleşmiş bir şehir. Sol görüşlü hareketlerin bir simgesi olarak hâlâ sıkça karşılaşılan graffiti ve sloganlar, bu kültürel mirası yaşatıyor. Bolonyayı özel kılan sebeplerinden biri üniversite şehri olması ama Bolonya Üniversitesi sıradan bir okul değil. Dünyadaki ilk üniversite! 1088 yılında kurulmuş olan devasa yüksekokul 11. yüzyıldan itibaren birçok aydın yetiştirmiş dünya mirasına bilimsel, sanatsal, akademik açıdan büyük bir katkısı olmuş. Bu yüzden Bolonya La dotta ünvanını da almış. Halen aktif olan üniversite günümüzde birçoğu uluslararası öğrenci olmak üzere toplam 80.000 öğrenciye ev sahipliği yapıyor. Şehrin kültürel yaşamına yön veren üniversite hayatı hemen fark ediliyor. Gördüğünüz her üç kişiden biri öğrenci, şehirde dolaşırken bazen üniversite kampüsünde olduğunuzu düşünüyorsunuz. Bence Bolonyayı en özel kılan sebeplerin başında bu geliyor, öğrencilerin yarattığı o samimi, canlı hava. Tarihi portikoları altında sohbete dalmış öğrenci gruplarını görünce yanlışlıkla bir bir üniversite partisine gelmiş olduğunuzu düşünebilirsiniz, aralarına girip sohbet etmek lokal gezi deneyiminizi çok keyifli kılıyor. Açıkçası bu şehri deneyimledikten sonra Bolonya’da okumadığım için içim burkuldu, imkânı olanlara şiddetle tavsiye edilir. Bolonya’ya gelir gelmez hem soluklanmak için hem de guruldayan midemi yatıştırmak için bir restorana oturdum, .yemeklerin görsellerini Google’da sorguladıktan sonra ilk olarak bruschetta sipariş etmeye karar verdim. İlk ısırığı aldıktan sonra bir aydır binbir çaba ile sürdürmeye çalıştığım diyetime ihanet edeceğimi anladım, artık her şey için çok geçti… Bolonya, İtalya’nın gastronomik başkenti olarak kabul ediliyor. “Obur” ismini de bu yüzden almış. İtalya’nın ünlü bolonez sosu burada doğmuş. Ancak bu sos aslında makarna değil, etli bir yemekmiş. Eğer Bolonya’ya gelirseniz burda yediğiniz bolonez sosla, evde denediğiniz bolonez arasında dağlar kadar fark olduğunu kabullenin. (Ve eve dönünce kimseye anlatmayın, canları sıkılmasın) Bolonyo’da makarna ve et yemekleri her zaman merkezî bir yer tutmuş; mortadella (İtalya’nın en ünlü salamı) gibi lezzetler, tüm dünyaya burada tanıtılmış. Bolonya’da mutfak kültürünün bir diğer önemli parçasıysa taze makarnaları. Lasagna, tortellini ve tagliatelle gibi makarna çeşitlerini, şehre özgü geleneksel tariflerle hazırlıyorlar. Şehirde birçok kaliteli restoran var; yemekleri çok lezzetli, fiyat olarak da İtalya’nın popüler şehirlerine kıyasla daha uygun. Kısacası, lezzetli yemekleriyle Bolonya la grassa (obur) lakabını hak ediyor. Son olarak Bolonya’nın en ünlü ve en eski restoranlarından biri olan Osteria dell’Orsa’ya ve Nicolas’a uğramanızı öneririm. Aslında Bolonya gitme nedenimiz yayıncılık sektörünün en büyük fuarlarından biri olan Çocuk Kitapları ve İllüstrasyon fuarıydı. Henüz çocuk kitapları çalışmasak da sektördeki grafik ve çizgi romanların kalbinin attığı nokta da Bolonya. Her yıl düzenlenen bu fuar sektörün en albenili fuarı, şehirin bundaki etkisi de yadsınamaz. Peki bu fuarda sizi neler bekliyor? Dünyanın dört bir yanından gelen yayınevleri, yazarlar ve illüstratörler... Fuar alanına girdiğinizde bir şey fark ediyorsunuz: Her stant bir hikâye kuruyor. Kimi çizer karakterini canlı canlı çiziyor, kimi yayınevi yeni bir içerik öneriyor. İnsan kayboluyor, her kitaptaki dünyaya bakmak istiyor. Biz de öyle yaptık.Yuzu da en iyi hikayeleri kurgulamak için her kapıya el uzattık. Eğer illüstrasyonlu kitaplarla ilgiliyseniz, buraya gelmelisiniz. Bologna fuar günlerinde sadece kırmızı değil, binbir renkli bir şehir… Hayatı Sokaklarda Yaşayan Şehir: Bolonya İtalya’nın en büyük şehirlerini gezmiş bir olarak şunu söyleyebilirim ki hepsi eşsiz bir dokuya sahip, bir ressamın paletinden fırlamışçasına renkli ve canlı ama Bolonya bunların arasında benim için en özeli. Çünkü Bolonya sana müze müze gezdirip ayaklarına kara sular indiren bir şehir değil. Bologna, “Gel bir köşe bulalım, iki kahve içelim, hayatı konuşalım.” diyor. Yani buraya gelmek, bir tatil planı değil; biraz portikoların altında kaybolmayı, kaybolurken de kendini bulmayı öğrenmek gibi... -Ömer S.